Kitapseverlerin yeni dergisi ‘Okur’ çıktı

Daha önce bir tanıtım sayısı yayımlanan Okur Dergisi, okuyucularından sevilmiş ve ilk sayısının hazırlıklarına başlamıştı. Yapılan çalışmaların ardından Okur, Mart-Nisan-Mayıs sayısıyla görücüye çıktı. Okur Dergisinin çıkışının bir ihtiyaçtan hareketle olduğunu vurgulayan derginin editörü Yusuf Temizcan “Her gün onlarca yeni kitap yayımlanıyor, yayınevleri kuruluyor ve kitaba olan ilgi gün geçtikçe artıyor. Fakat tüm bunların yanında nitelikli kitapları takip etmek zorlaşıyor” dedi .

Kitapseverlerin yeni dergisi ‘Okur’ çıktı

Kitap dergisi Okur, Mart-Nisan-Mayıs sayısıyla görücüye çıktı.

Okur Dergisi’nin çıkışının bir ihtiyaçtan hareketle olduğunu vurgulayan derginin editörü Yusuf Temizcan “Her gün onlarca yeni kitap yayımlanıyor, yayınevleri kuruluyor ve kitaba olan ilgi gün geçtikçe artıyor. Fakat tüm bunların yanında nitelikli kitapları takip etmek zorlaşıyor” dedi ve şöyle devam etti: “Hem okumayı sevenler için, hem de okumaya vakit ayıramamaktan şikayet edenler için bir kitap dergisi çıkartmak istedik. Yayıncılık camiasında bu anlamda bir boşluk ve ihtiyaç hissettik.”

Kitaba dair herşey bu dergide

İlk sayısında Süleyman Seyfi Öğün ile orta sayfa söyleşisi yapan dergide ayrıca Fatih M. Şeker, Ekrem Demirli ve Bülent Ata ile yapılmış söyleşiler yer alıyor. Çok satan kitaplara dair eleştirel bir dosya çalışması ile 15 Temmuz kitaplığına dair doyurucu bir mini dosya yapılmış. Usta öykücü ve Cumhurbaşkanı Kültür Sanat büyük ödülünün sahibi Rasim Özdenören’in “Zamanımızın Bir Seyyahı” başlıklı yazısı ile M. Lütfi Arslan’ın “Okudum Bildim Deme”, Suavi Kemal Yazgıç’ın “Kayıp Kitaplar”, Metin Karabaşoğlu’nun “Editör’ün Sermayesi Nedir?” başlıklı yazıları dikkat çekiyor. Yusuf Turan Günaydın’ın Hz. Peygamber ile ilgili Fransızca yayımlanmış ama Türkçesi olmayan bir eserden bahsettiği yazısı, Ahmet Sadreddin’in babasıyla okuduğu kitaplar, Süleyman Ragıp Yazıcılar’ın günlük tadındaki metni gibi öne çıkan pek çok çalışma mevcut.

Dergide yeni çıkan kitaplar, dosya çalışmaları, araştırma yazıları, kitap tahlil ve tanıtım metinleri, eleştiriler, çeviriler ve yayın dünyasından haberler bulunuyor. Dergiye kitapyurdu.com’dan ulaşılabiliyor.

Okur’un 1. sayısında kimler var?

Abdullah Güner, Abdullah Yalnız, Ahmet Berberoğlu, Ahmet Sadreddin, Ahmet Ünal, Aydoğan K., Ayşe Yazıcılar, Ayşegül Genç, Ayşenur Narboğa, Bülent Ata, Danuta Kean, Dursun Ali Tökel, Ekrem Demirli, Esad Mücahit Eskimez, Faruk Kara, Fatih Şeker, Fatma Kebire Gündüz, Fatma Özkaya, Furkan Özkul, Gökhan Gökçek, Halil İbrahim Gürgenç, Hamit Kardaş, Hatice Sarı Tan, İhsan Derviş, İhsan Sönmez, İsmail Güleç, M. Lütfi Arslan, Mehmet Akif Memmi, Mehmet Ali Çalışkan, Mehmet Erken, Mehmet Genç, Mehmet Murat Şahin, Metin Karabaşoğlu, Muhammed Murat Tutar, Rabia Gülcan Kardaş, Rasim Özdenören, Safure Nermin Öz, Salih Yüztgenç, Sami Yaylalı, Selim Tiryakiol, Sinan Özgenç, Suavi Kemal Yazgıç, Süleyman Ragıp Yazıcılar, Süleyman Seyfi Öğün, Yunus Emre Tozal, Yusuf Temizcan, Yusuf Turan Günaydın.

Eserleriyle Hoca Ali Rıza Efendi

1914 kuşağı olarak anılan sanatsal akımın köprüsü olarak görülen, birçok kaynakta “Türklerin milli ressamı” olarak ismi geçen, eserlerinde kullandığı renk seçimlerinde her zaman ismi yad edilen Hoca Ali Rıza Efendi, 87 yıl önce bugün vefat etti. Biz de bugüne binaen, eserleri çok bilinmesine rağmen hayatı hakkında pek çok kimsenin fikir sahibi olmadığı Hoca Ali Rıza Efendi’nin hayatını sizlere eserleriyle birlikte anlatmak istedik.

Selçuklu kitabeleri yeniden okunuyor

Antalya’daki 810 yıllık Selçuklu yapılarına ait kitabeleri, Akdeniz Üniversitesi bünyesinde oluşturulan bir ekip tarafından yeniden okunuyor. Kaynaklara göre 1207’de Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından fethedilen Antalya, yüzlerce mimari eserlerle donatıldı. Özellikle Kaleiçi’nde yoğunlaşan mimari eserlerin üzerindeki kitabelerden Antalya’nın tarihçesini revize etmek için tarihçiler yeniden harekete geçti. Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Doç.Dr. Mehmet Emin Şen, yaptığı açıklamada, her biri tarihi kayıt özelliği taşıyan Selçuklu kitabelerinin oluşturdukları ekip tarafından kapsamlıca yeniden ele alındığını söyledi. Türklerin Anadolu’yu fethettikten sonra bölgede kalıcı olduklarını göstermek için bazı imar faaliyetlerine girdiklerini ifade eden Şen, Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından Antalya’nın fethinden sonra ve ondan sonraki sultanlar İzzetin Keykavus ve Alaaddin Keykubat döneminde cami, tekke, medrese ve diğer yapıların vezirler ve devlet adamları tarafından yaptırıldığını aktardı. Toprakların tapu senedi eserler Şehrin tarihini gösteren, bir nevi “tapu senedi” niteliğindeki eserlerin kitabeleri üzerinde çalışma başlattıklarını dile getiren Şen, şunları belirtti:”Antalya ve çevresinde Selçuklular, beylikler ve gerekse Osmanlılar dönemlerinde yazılmış ne kadar kitabe varsa revize edeceğiz. Gün yüzüne çıkarılması, buraları gezen seyyahların kitaplarına ve dönemin kaynaklarına bakarak, bugün ortada olmayan mimari yapıların kitabelerinin de ortaya çıkarılmasını hedefliyoruz. Türklerin Antalya’da 800-1000 yıllık bir faaliyeti var. Bunların gün yüzüne çıkarılması bizim boynumuzun borcu. Bu konuda elimizden gelen çabayı göstereceğiz.”Daha önceki çalışmalarda kitabelerin bazılarının okunmasında hatalar olduğunun belirlendiğine dikkati çeken Şen, Selçuklular döneminde Arapça yazılan kitabelerin, bu dili bilen uzmanlarca yeniden okunması gerektiğinin altını çizdi. Mezar taşlarının da bu proje kapsamında değerlendirileceğini belirten Şen, “Geçmişimize ait neler varsa ortaya çıkarmayı hedefliyoruz” diye konuştu.”Kitabelerde hata var”Tarih araştırmacısı Necmi Atik de arasında Antalya’nın sembolü Yivli Minare Camisi’nin kitabesi de olmak üzere birçok esere ait kitabenin okumalarının “eksik” veya “hatalı” olduğunu ileri sürdü. Okudukları fetih kitabelerinden Selçuklular’ın 1196’da Antalya’yı aldığının görüldüğüne işaret eden Atik, şöyle devam etti:”Bunları okumuş olduğumuz yazma eser ve kitabelerden öğreniyoruz. Hem Antalya Müzesindeki kitabelerden hem de bugün varlığını sürdüren eserler üzerindeki kitabelerden anlıyoruz. Kitabelere göre Selçukluların Antalya’daki varlığı 1207 değil 1196. Kaynaklarda geçmiyor ama kitabelerden okuduğumuz kadarıyla Abbasiler’in de Antalya’yı bir süre hakimiyetlerine aldıklarını anlıyoruz.”Antalya’nın sembolü Yivli Minare’nin Selçuklular döneminden kalan en somut eser olduğunu ifade eden Atik, yanındaki cami ve mevlevihanenin de o dönemin eserleri arasında yer aldığını kaydetti. Evliya Çelebi ve İbni Batuta’nın eserlerine göre Kaleiçi’nde 7 büyük tekke ile 7 cami ve birçok mescit olduğunu anlatan Atik, ancak bugün bunların birçoğunun yıkılıp yok olduğuna işaret etti.Atik, kitabelerin Selçuklu’nun resmi dili olan Arapça ile yazıldığını, bu eserlerin de Osmanlıca bilen kişilere okutulduğunu belirterek, “Arapça kitabeler Osmanlıca okunmaya çalışılmış. Müzedeki ve Kaleiçi’ndeki birçok kitabede bunları görürsünüz. Yazılan tezlerde bile bu hata sürdürülmüş. Arapça yazının Osmanlıca okunması Fransızca’nın İngilizce okunması veya Latince’nin İbranice okunması gibi bir durum. Bu yanlışların düzeltilmesi gerekiyor” dedi.Özellikle yerli turistler bu kenti geziyorAntalya’nın 12-13 milyon turist ağırlayan bir şehir olduğuna işaret eden Atik,şu değerlendirmede bulundu:”Özellikle yerli turistler bu kenti geziyor. Eğer bir kitabeyi okuyamazsanız veya ne olduğunu bilemezseniz onu nasıl anlayacak. Ne olduğu veya tercümesini nasıl yapacaksınız? Yanlış okunan bir kitabenin doğru tercümesi olamaz. Öncelikle kitabelerin, yazılı yazıtların her ne varsa bunların doğru okunması gerekir. Tarihlerinin ve içeriklerinin doğru belirlenmesi gerekiyor. Ondan sonra bunun tercümesi doğru olarak yapılabilsin. Bu sıralamanın bu konudaki çalışmalarda takip edilmesi gerekiyordu. Antalya ölçeğinde bu işin ciddiye alınması gerekiyor. 800 yıllık İslam beldesi olan Antalya’nın İslami özelliklerinin, kültürünün, mirasının yabancılara aktarılması noktasındaki zaafiyetimizin biran önce giderilmesi gerekiyor.” Kitabede “emera” olarak geçen bir ifadenin Osmanlıca okuyan bir kişi tarafından “emir” olarak çevrildiğini ifade eden Atik, “Burada ’emir’den yani yöneticiden bahsedilmiyor. Başka bir anlamı var. Kitabede Osmanlıca da karşılığı olmayan kelimeler karşınıza çıkıyor. Bunu nasıl çevireceksiniz? Okunmayan yerler var. Belki Arapça ve Farsça olduğu için geçilmiş. Örneğin bir kitabede 3 satır açıklama var. Okunamadığı için iki satırının tercüme edildiğini görüyoruz. Bu bir kitabedeki sorun. Daha birçok kitabede aynı hatalar söz konusu. Bu eksikliklerin de giderilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı. Antalya Vakıflar Bölge Müdürlüğü yetkilileri de yeni çalışmanın sonucuna göre kitabelerdeki hata veya eksiklerin düzeltileceğini belirtti.

KAYNAK : Yenişafak

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ