‘Artık İmam Hatip Okulları ümmetin gündeminde’

Yeni Şafak yazarlarının Türkiye ve dünyadaki gündeme dair analizlerini sizler için özetledik… Hayrettin Karaman köşesinde imam hatipleri anlattı. Yusuf Kaplan, Ömer Lekesiz, İsmail Kılıçarslan ve Abdullah Muradoğlu da gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

‘Artık İmam Hatip Okulları ümmetin gündeminde’

Hayrettin Karaman, Yusuf Kaplan, Ömer Lekesiz, İsmail Kılıçarslan ve Abdullah Muradoğlu’nun yazılarının en dikkati çeken bölümleri:

‘Başarılı okullar yok; başarılı öğrencilerin gittiği okullar var’

Önümüzdeki günlerde veliler okul tercihi yapacaklar; “İmam Hatip Okullarını niçin tercih etmeliler?” sorusuna cevap vermeye çalışacağım. Daha geniş bilgi için M. E. Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü sitesine ve bu yazıda vereceğim linklere bakılabilir. 27-29 Nisan 2017 tarihleri arasında Malatya’da İnönü Üniversitesi öncülüğünde ve ev sahipliğinde ilgili birçok paydaşın da desteği ile “Geleceğin İnşasında İmam Hatip Okulları” konulu uluslararası bir sempozyum gerçekleştirildi. Çok sayıda ilim adamının, araştırmacının, öğretmenin ve yöneticinin katılımıyla gerçekleştirilen sempozyumda önemli ve değerli tebliğler sunuldu, müzakereler yapıldı. Artık İmam Hatip Okulları ümmetin gündeminde, medeniyetimizin okulları olma yolundaki bu kurumlarımızı korumak ve geliştirmek ümmetin önde gelen vazifesi olmalıdır. Maalesef velilerde, öğrencilerde, öğretmenlerde, yöneticilerde bir “Fen Lisesi” algısı var, halbuki zeki çocukların tamamen fen bilimlerine yönelmesi de doğru değil. Zannediliyor ki Fen Liselerinin öğretmen ve yöneticileri tamamen başarılı; Fen Liselerine de öğretmenler ve yöneticiler özel seçilmiyor. Normal atama usulü ile geliyorlar. Tek cazibe başarılı öğrencilerin bu okulları tercih etmesidir.  “Başarılı okullar aslında başarılı öğrenciler geldiği için öyle olmuş. Yani başarılı okullar yok; başarılı öğrencilerin gittiği okullar var”.

Hayrettin Karaman’ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

Ramazan bir oluş mevsimidir

Medeniyet, hayata bütüncül bakış ve akıştır. Hayatı hakikatin ışığında hem bir bütün olarak kavramak hem de yaşamaktır medeniyet. Bizde bir medeniyet fikri olmadığını söylemiştim. Medeniyet’ten anladığımız şey, yalnızca sivilizasyon dolayısıyla Batı uygarlığı. Biz İslâm medeniyetinden sözettiğimizde bile, bizde bize özgü bir medeniyet fikri olmadığı için, yalnızca Batı uygarlığını eksene alarak konuşmuş oluyoruz. Bu, gerçekten büyük bir entelektüel körleşme ve zihnî köleleşme. Komediye dönüşen ürpertici bir trajedi! Bendeniz bize özgü bir medeniyet tasavvuru geliştiriyor ve bunu bütün insanlık tarihine uyarlıyorum yaklaşık 20 yıldır. Özlü bir şekilde şöyle formüle ediyorum: Mekke + Medine = Medeniyet.

Yusuf Kaplan’ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

Kur’an okuma yarışması

Bir televizyon kanalı Kur’an okuma yarışması yapıyor. Camilerde, hafızlık kurslarında alışageldiğimiz şekliyle yapılan, güzel kıraatın sahiplerini (seçme değil) belirleme etkinliklerinden biri değil. Mekan bir televizyon sahnesi. Eğer bir şeyi televizyonda sahneliyorsanız, o aygıtın ve sahnesinin şatlarına göre davranmanız gerekir. Diğer bir söyleyişle kullandığınız form, yaptığınız faaliyetin mahiyetini belirler. Televizyon son tahlilde bir eğlence aracıdır. Dolayısıyla onun sahnesine neyi taşırsanız taşıyınız, nihai maksat da eğlenceye ve eğlendirmeye tekabül etmek zorundadır. Bu nedenle, orada Kur’an okumanın adı öncelikle yarışmadır/ yarıştırmadır. Televizyondaki yarışmalarda hangi formatın esas alınacağı ise bellidir. En son hangi okuma’nın yarışması en fazla göz doldurmuşsa, beğeni kazanmışsa, o format biraz daha farklılaştırılarak, eksiklikleri giderilerek, yeni yarışmanın gerektirdiği özel değişiklikler yapılarak benimseniverir. Tam adıyla “Kur’an-ı Kerim’i Güzel Okuma Yarışması” da bu cümleden bir yarışmadır.

Ömer Lekesiz’in yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

Ezana beş dakikadan az kalınca

Neler neler olmadı ki. Bir kere o sene oruç mayısa denk geldi. Okuldan gelince yine sokağa fıydık. Neydi bakayım o santrafor çocuğun adı. Hah, Ziko Fikri. Fikri’nin umulmadık yerden çıkardığı toplara karşı umulmadık plonjonlar yaptım. Arsanın toprak zeminine ‘zınk’ diye düştüğüm her seferinde ciğerlerim ağzıma gelse de takım arkadaşlarımın ‘bravo kale’ demesi bilcümle acılarımı unutturdu. Maçlar bitince… Maçlar tabii. Beşte devre onda biter üç dört maç yapmadan eve dönmek olmazdı. Maçlar bitince dilimiz bir karış dışarda evlere koştuk. Alaburus yahut cıbıl kafalarımızı musluğun altına sokup suyun soğumasını bekledik. Soğumadı o Ramazan Ankara musluklarından akan su. Hatta bazen hiç akmadı. Yine de bulabildiğimiz suyu bulabildiğimiz fetvayla birleştirip ağzımızda gargara ettik. Suyun gırtlağımıza ‘lıp’ diye değmesine izin verdik ama oradan süzülüp de aşağı inmesine hiç müsaade etmedik.

İsmail Kılıçarslan’ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

‘Portland Vakası’ örneğinde görüldüğü gibi…

Portland Vakası.. Herşey o kadar büyük bir hızla olup bitiyor ki durup düşünme fırsatı bile bulamıyorsunuz. Herhangi bir vakanın gündemde kalma süresi de çok azaldı. Üzerinde daha fazla düşünülmesi gereken vakalardan biri de Mayıs ayı sonlarında ABD’de de vuku buldu. Vakayı hatırlayalım, Jeremy Christian adlı ırkçı, Portland kentinde trende yolculuk eden biri siyahî, diğeri başörtülü iki kadına hakaret etmeye başladı. Saldırgan kendisine müdahale eden yolculardan ikisini öldürdü. Ölenlerden Ricky Best 53, Taliesin Namkai-Meche  ise 23 yaşındaydı. Bütün Hristiyan Amerikalılar veya Avrupalılar ırkçı yahut İslam düşmanı değiller. “Portland Vakası”  tek vaka değil, başka örnekler de var bildiğimiz tabii ama iki Amerikalının iki Müslümanı korumak için hayatlarını kaybetmiş olması simgesel önem taşıyor. Best ve Meche pekalâ ‘Müslüman’ yaftalı bir terör saldırısında da hayatlarını kaybedebilirlerdi. Tek suçlarıysa, saldırının gerçekleştiği alanda veya mekanda tesadüfen bulunuyor olmaları olurdu.  Sivillere yönelik terör saldırıları Batı dünyasında ırkçı ve İslam karşıtı hareketlere zemin kazandırıyor. Müslümanlar kaosun, bağnazlığın, kötülüğün kaynağı olarak gösteriliyorlar. Bir zamanlar adı ‘komünizm’olan umacı bugün “İslam” olarak afişe ediliyor. Sanki karanlık bir el, önceden sonuçları hesap edilmiş bir plân dahilinde hem ırkçı grupları, hem terör gruplarını destekliyor. Batı toplumlarının İslam algısını olumsuz yönde etkileyen ve genç kuşaklarını militanlaştıran bir süreç yaşanıyor. Bu süreçte Batı’nın askeri harcama oranları da yükselecek.

Abdullah Muradoğlu’nun yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

KAYNAK : Yenişafak

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ